ÇİZGİLER...BEYAZA GÖTÜRECEK...BEKLE ERZURUM...
Kemal Elitaş tarafından yazıldı   
Bölümler - FOTO Yaşam

Karanlık çizgilere yetişemiyor. Tekerlekler asfaltla birleşmiş, çizgi yola devam eder, lastik onun peşinden. Karanlık çizgilere yetişemiyor. Tekerlekler asfaltla birleşmiş, çizgi yola devam eder, lastik onun peşinden. İki sevdalı gibidirler. Bu sevda bizi Erzurum’a götürecek. Bir değil, iki değil, üç değil tam on kamyon... Tonlar tonlara vurulmuş, brandalar sarılmış, lastikler kontrol edilmiş. Yollar on kamyona açık, açık olan yollarda yüzlerce kamyon. Kamyonlar kamyonlara, kaptanlar kaptanlara el sallıyor.

Beyaz çizgiler onlara...
Zamanın yok olduğu saatlerin kollarda durması, sadece bir aksesuar kamyonculara.
Çünkü zamanı onlar belirlemiyor, yasaklar var.
Yola çıkma saatleri.
Ve geceler kamyonculara kalıyor.
Gecenin karanlığı kentlerin üzerini örtüp, sıcak yataklara uzanılınca, kontak anahtarları devreye girer.
Yolların çizgileri kamyoncuları beklemektedir artık.
On kontak çevrildi.
On motor homurtuyla çalışmaya başladı.
On kamyonun farları beyaz baktı...
Gecenin karanlığı diğerleriyle birlikte bu on kamyona “gel” dedi...
Bu sefer yolumuz farklı, görmediğim yerlere gecenin karanlığına gireceğiz.
Tabelalar rehberim olacak, elimde harita işaretlenmeyi bekliyor.
İstanbul, sen hem hareket içindesin, üstüne gecenin karanlığı gelmez sanki.
Gelen bölgeler varoş semtlerdir, senin kıyında köşende olan.
Yoksulluğun yaşadığı...

Oraları; Sivas’tır, Erzincan’dır; Ağrı’dır...göçlere kucak açanlardır.
Bitmez tükenmezdir İstanbul, tabelasını gördükten sonra yollar yolları kucaklar.
Yollar yolları açar.
Denizin üstünden gelir geçersin.
Yedi tepe olmuştur, yetmişyedi tepe...
Fatih Sultan bile tanımaz ve yeniden almak için sefer düzenler derhal...
“tez çadırlar kurula”...
“tez hazırlıklar yapıla”...
“tez yağlı kazıklar hazırlana”...
Sen hazırlana dur, Fatih...
İstanbul çoktan işgal altında...
İşgali geride bırakmak mümkün değil, git git yol bitmiyor...
Yolun bitmesi zaten mümkün değil, bitmeyen İstanbul.
Bitmeyen yollarda, sözlerde bitmez. Biri bitse devamı yine gelir.

Öncelikle yol güzergahını merak ediyorum. Geçeceğimiz yerleri, zamanı...
İnşallah ile başlayan cümlelerle ne zaman olabileceğimiz hesaplanıyor.
Yol hikayeleri merakımı çekiyor, avcıların vardır hani. Bire beş katarak anlatılan.
Bu bir av olmadığı için yaşamın gerçekleri anlatılıyor.
Yapılan kazalar, yollardaki çekilen sefaletler...
Tanırsın diye başlıyor cümleye “ bizim Muhtarın Ali’yi”...pek hatırlamıyorum ama konuşma bölünmesin diye he diyorum.
“İşte o sattı kamyonu, anahtarı fırlattı attı, ağza alınmayacak küfürler ederek yeminler etti. Bir daha kamyonculuk yapmayacağım”...
Olay ne ?
“Turgutludan yük alıyor üç kamyon, bandırma üzerinden çorluya taşıyacaklar.
Kaz dağlarına sabaha karşı varıyorlar. Önde ali, diğerleri arkada.
Aralarında mesafe var ama ali bir yerde duruyor bir süre yolun ortasında, sonra devam ediyor.
Uzunca bir süre gidince yine duruyor bir süre bekleyip yeniden yola devam ediyor.
Gün ışıyanda sabah kahvaltısı için bir yerlerde molaya kalıyorlar”...
Soruyorlar “Ali niye yollarda durup durup hareket ediyordun”.

İlk durduğumda ak sakallı bir dede el etti, onu yanıma aldım. Köyünü tarif etti, anlattı yolda çok sohbet bir dedeydi, dualarım hep kamyoncularla dedi...bu vakitler çıkarım yollara yorgun kamyoncuları bekler onların kamyonlarına el eder sohbet ederim...senide yorgun ve uykusuz görünce el ettim...köyüne geldiğinde gel dedi bu sabah bende kal, kahvaltını et, dinlen yola öyle devam edersin. Ama ben kabul etmedim köyünün yakınında indirdim”...
“Be ali kamyona ne inen ne binen oldu”.
“Sen boş yolda durdun bekledin devam ettin...sonra bir süre devam ettin yine durdun yine devam ettin”...
Anlaşılan oydu ki, muhtarın Ali anisilasyon mu, manisilasyon mu ne diyorlar işte ondan görmüş kendi kendine hayallere dayanarak uyku haliyle mola yerine kadar gelebilmişti...
İşte o olaydan sonra Ali bu işi bıraktı...
İşi o bırakmıştı ama biz iş üzerinde yollardaydık, beyazlar kaçıyor biz onlara yetişmeye çalışıyorduk.
Tabelaya baktım İzmit yazıyordu.
Hava dışarıda soğuk, yağmur kamyonun önünü dövüyor, silecekler sanki yüzünü siler gibi bir sağa bir sola yatıp kalkıyor...
Yüksek yerler beyaza dönüyor.

Evet bu kar, kar görüyorum. Bu memleket dört mevsimi ayni anda yaşıyor.
Bolu Dağlarını tırmanışa geçmeden mola veriyoruz, diziliyoruz peş peşe, beyazın yorgun gözleri.
Yemek tabaklarının biri kalkıyor biri geliyor...
Çaylar, sigaraları kovalıyor peşi sıra.
Kamyonlar peşi sıra, değişik illerden. Burası kamyoncuların mola yerleri.
Başka mola yerlerine sokulmaz kamyoncular. “onlar kamyoncudur”...”onlar beşinci sınıf vatandaştır”...
Ama bol kepçe ve en leziz yemekler kamyoncuların mola yerlerindedir...


Yola çıkma zamanı.
Motorlar tekrar gürültüyle hareket etti, yola çıkacaklarını anlamış gibi.
Bolu Dağının aşılması gerek. Ta zirvelere...ve zirveden yeniden aşağı...fren komprasörleri devreye girecek, tonların ağırlığını tutmak için.
Zirvede kar var. Çamlar makyajlarını yapmış, beyazları çekmiş üstüne, sessiz ve sakin. Yeşille beyazın kardeşliği bu...

Bu sessizlik ve sakinliği bizim motorların iniltisi bozuyor, tonları sırtında taşıyan katırlar gibi, nefes nefese. Burunlarından duman soluyor...
Bu soluk kokuya dönüşüyor, her ikimizde sağa sola bakıyoruz. Aynalardan dışarısı gözlemleniyor.
Bir yanık kokusu, kablo yanığı gibi.
Göstergeler kontrol altında, bir belirti yok. Ama koku var...
Kamyon sarsıntıyla duruyor, gecenin sessizliğini bozan fren balatalarının çıkardığı ses.
Koku dışarıda da var.
Egzoz patlamış, çevresindeki kabloları yakmaya başlamış.
Bu şartlarda yol almak mümkün değil ama burada durmakta çözüm değil.

Ya Bolu’ya döneceğiz yada Gerede’ye devam.
Tercih Gerede, daha yakın. Riski azaltmak gerek.
Yeni bir egzozun gelmesi,İstanbul demek. Zaman yok.
Pratik çözüm; hani Türk aklı denir ya, işte o. Kalın saçlı bir varil kesilip hazırlanıyor ve sistem ayarlanıyor.
Kamyonu imal eden firma görse saç baş yolar. Ama bizim sorunumuz çözüldü. Duran zamanı yediden çalıştırmak mümkün oldu.

Yol bizi bekliyor...
Alaca karanlık çökmeye başladığında tekrar yollardayız. Genel olarak konuşmamış, başımıza gelen sorun ve kaybedilen zaman.
Bu kaybedilen zaman bizim mola sürelerimizi an aza indirmemiz anlamına geliyor.
Keyif yapmak yok yani...
Çerkeş, Kurşunlu, Ilgaz, Tosya, Osmanlı, Merzifon...
Tabelalarını okuduğumuz yerleşim birimleri. Onlar gecenin karanlığında evlerinde iken bir gecenin karanlığında beyaz çizgilerin takipçisiyiz...


Amasya...
Şehzadeler şehri.
Şehzadelerin niye buralara gönderildiği belli. Bereket fışkırıyor topraktan. Güneşin ilk ışıklarıyla görmeye başladığım bu.
Telefonumuz çalıyor. Öncü birlik bizim nerelerde olduğumuz merak etmiş ve mola yerini söylüyorlar.
İyi bir kahvaltı zamanı geldi demek ki...
Reşadiye’yi geçtikten sonra ayaklarımız yere basacak.
Masa hazır, bizimkiler götürmüş resmen. Çaylarının devamıyla sigaralar tellendiriliyor.
Şoförler genelde takma isimlerle birbirine sesleniyor.
Kolacı, doktor, isveçli, başkan...gibi...
Kolacı; içki içen anlamında...
Doktor; kalın gözlükleriyle her soruna teşhis koyan ve çözüm üreten...
İsveçli; yurtdışında işçilik yapmış bir dönem...
Başkan; yeni dönemde kooperatifin yönetimine aday olan kişi...
Genelde isim pek kullanılmıyor, takma isimlerle sesleniyorlar birbirine. Ve bilinmeyen, yeni tanışılan kişiler hep “dayı” oluyor...

Mola yerinde kamyonların ön kısımları yıkanmış. Yeni yollara hazırlanmışlar. Bu temizlik onların yeni bir hazırlığı...
Yeni bir koşturmacanın başlamasının ilk işareti.
Yine yollar, yine çizgiler ve yine yola konulma zamanı.
On kamyon peşi sıra olduk yeniden...
Doğuya gittikçe araç trafiği de azalıyor. Özellikle özel araçlar. Kamyonlar yolların kullanıcısı.
İran plakalı araçlar dikkatimi çekiyor.
Bizimkiler ilerde öbeklenmeye başlamış. Bizde yavaşlıyoruz ne olduğuna bakmak için.
İç şamrel gümlemiş.
Doktor teşhisini koyuyor. Halatlarla bağlayıp o tekerleği yukarı kaldırmak ve Suşehri’nde tamirat.
Kamyon topallayan katıra benzedi. Yaralı bir ayak. Sarılı halatlarla. Garip görüntü oldu ama başka çözüm yok gibi...
Yaralı katırımız en arkada kaldı, topallayarak geliyor. Kontrol altında.
Mola yerimiz belli. Suşehri.
Bekleme süremiz yine uzun olacağa benziyor...
Hazırlığımızı kontrollerimizi iyi yapmak zorundayız. Önümüzde Sakaltutan geçidi var. Zorlu bir tırmanış olacak. Sonrası Erzincan.
Daha çok yolumuz var. Beklemek zorundayız. Topal bacak tamir edilecek. Daha doğrusu yeni bir lastik alınacak.
Yeni bir masraf...
Kendi aralarında yol hesapları yapılıyor. Akşam üstü Erzurum’da olma. Girişte trafik kontrolleri olduğu ve sorunsuz geçilmesi gerektiğinin hesapları.
Zaten yükün teslim edileceği depolarında kapalı olacağı ve işin sabaha sarkacağı düşüncesi ortak düşünce oluyor.

Sakaltutanın dördüncü köprüsüne gelindiğinde kesinlikle vitesin boşa alınmamsı gerektiği daha tecrübeli olanlar tarafından tembihleniyor.
İniş düz gibi görünmesine rağmen, hiçte göründüğü gibi olmadığı dikkatli olunması hatırlatılıyor.
Sakaltutan’a tırmanmaya başlayınca anlıyorum.
Sakal gerçekten tutuluyor. Motor zorlanıyor. Önce zirveye çıkılıyor ve sonra Erzincan ovasına...
2160 rakıma çıkıp tekrar aşağılara inmek.
Çıktıkça kulaklarımdaki basıncı hissediyorum. Ses tonlarımız değişiyor. Basınç uyku getiriyor ve daha fazla konuşma ihtiyacımız oluyor. Uyanık kalmak zorundayız.
Çeşitli rivayetler var Sakaltutan için; buralardan geçen yaşlı birinin sakalının donması, bu ismi almasına neden olduğundan, başka başka rivayetlere kadar...
Rivayetleri bilmem ma benim üzerimdeki basıncı hissediyorum. Ağzım kuruyor ve daha sık su içme ihtiyacı hissediyorum.

Sanki elimi uzatsam yıldızları yakalayacağım. Hemen avucumun içinde sanki. Dikkatimi başka yönlere çekmeye çalışıyorum. Bilincim açık olmalı. Gözlerim kapanıyor ve yıkıyorum sık sık.
Tekrar yıldızlara bakıyorum. Sayma işine başlıyorum. En parlağından başlayarak.
Amaç uyanık kalmayı başarmak...
Erzincan uykuda. Geldiğimizden haberi yok.
Tunceli kavşağına yaklaştığımızda vadide ilerliyoruz. Her iki taraf yüksek dağlarla çevrili. Tam bir sessizlik.
İçimizde hafif bir ürperti.
Hani kesseler bizi kimsenin haberi olmayacak yer.
İç kabinin ışıklarını söndürüyoruz.
Sigara yakmıyoruz.

Tembihler şoförden geliyor. Tedbiri elden bırakmamak lazımmış...
“serseri kurşuna hedef olmayalım “ özet cümle bu...
Gözler uykuya dalacak, yorgunluk hat safhada. Mandal olsa gözkapaklarımın açık durması için tutturacağım.
Şörörün hareketleride farklılaşıyor, yorgunluk belli. Telefonlar ardı sıra geliyor.
On telefon ayrı ayrı aranıp, ayrı ayrı arıyor. Bu ayni zaman da yeni bir uykusuzluğu engelleme yöntemi.
Karar çıkıyor...
Tezcan’da mola.
Anlaşılan o ki, iyi bir dinlenme olacak bu mola. Erzurum’a az kaldı. Gece geç saatlerde giriş yapılma planlanıyor.
Saç kavurmalar ısmarlanıyor. Sonra uykuya yatılacak.
Bedenler yorgun. Gözler kapanıyor. Vücut hareketleri zayıflamış. Bilinçsiz hareketler bunlar.
Hatırlamıyorum nasıl yattığımı, öylece uzanmışım ve öylece kalıvermiş.
Gün batmak üzere.
Yeniden yollardayız. Hedefe az kaldı.
Ve kırksekiz yıl sonra yeniden işte buradayım.
Erzurum.

Uzaktaki karlı dağlar Palandöken.
İlkokulu burada bitirmiştim.
Düşüncelerimi zorluyorum, yollara bakıyorum. Cumhuriyet meydanı neredeydi. Çifte minareleri geçip bir caddeden geçerdim.
İstasyon ne tarafta kalıyordu.
Ya okulum.
Bu sorulara yanıtlarımı sabah vereceğim. Kamyonlar depo önünde sıraya giriyor. Hava soğuk.
Onlar yüklerini boşaltırken ben çocukluğumun geçtiği sokaklara dalacağım.
Sormadan, yön tayini yapma düşü içindeyim.
Yeğen ağa mahallesi, balyoz sokağı arayacağım.
Gazi İlk okulumda sınıfımı bulmaya çalışacağım.
Hoş buldum Erzurum...

Haber&Foto :Kemal ELİTAŞ



 

Kemal Elitaş TARAFINDAN YAZILDI Çarşamba, 29 Ekim 2008.

Yorumlar 

 
#1 yıldız tokeri 2009-02-19 21:52 tebrikler…
 

YORUM EKLEMEYE YETKİNİZ YOK.
LÜTFEN YORUM EKLEMEK İÇİN ÜYE OLUNUZ

Your are currently browsing this site with Internet Explorer 6 (IE6).

Your current web browser must be updated to version 7 of Internet Explorer (IE7) to take advantage of all of template's capabilities.

Why should I upgrade to Internet Explorer 7? Microsoft has redesigned Internet Explorer from the ground up, with better security, new capabilities, and a whole new interface. Many changes resulted from the feedback of millions of users who tested prerelease versions of the new browser. The most compelling reason to upgrade is the improved security. The Internet of today is not the Internet of five years ago. There are dangers that simply didn't exist back in 2001, when Internet Explorer 6 was released to the world. Internet Explorer 7 makes surfing the web fundamentally safer by offering greater protection against viruses, spyware, and other online risks.

Get free downloads for Internet Explorer 7, including recommended updates as they become available. To download Internet Explorer 7 in the language of your choice, please visit the Internet Explorer 7 worldwide page.