|
Sonuç...
İstenilen bereket olmamış yani.
Bereket istenilen miktar olmamış ama, bu yıl yinede 23. Uluslararası Kültür ve Sarımsak Festivali düzenlenmiş...
Hem de ne düzenleme.
Taşköprü gelin gibi...
Taşköprü süslü...
Taşköprü nazlı,..
Taşköprü sevecen...
Taşköprü umut dolu yarınlara...
Ürdün’den...Kıbrıs’tan...Beyaz Rusya’dan...Polonya’dan...
Konukları var Taşköprü’nün...
Konuklarına kucak açmış.
Türkiye’nin her bir yerinden gelenleri bağrına basmış...
Yüreklerinde sevgi var...
Barış var...
TAŞKÖPRÜ
Taşköprü, insanlık tarihi boyunca değişik uygarlıkların kurulup yok olduğu bir yöre olmuştur. Sırasıyla, Gasgaslar, Etiler, Dorlar, Paflagonyalılar, Kimerler, Lidyalılar, İranlılar, Kapadokyalılar, Helenler, Pontuslar, Bitinyalılar, Romalılar (Bizanslılar), Danişmendliler, Çobanoğulları ve Osmanlılar bu yörede hüküm sürmüş. Romalılar Paflagonyayı zaptettikten sonra komutan Pompe’nin ismine izafeten burasına Pompeiopolis demişler ve Paflagonya eyaletinin merkezi yapmış.
Taşköprü Romalılar zamanında (M.S.1,2,3)’ üncü yüzyıllarda çok haşmetli bir şehirdi.
Zımbıllı Tepesi Akrapol olarak kullanılıyordu.
Eyalet valisinin sarayı, mabet ve ileri gelenlerin evleri burada idi.
Anadolu Roma İmparatorluğu tarafından istila edildikten sonra, askeri ve mülki olarak teşkilatlanmış Anadolu’yu 18 ayrı bölgeye ayırmış.
Bu 18 “Fem” den biride “Paphlagonia”dır, Paplagonya çevresinde yapılan araştırmalarda “Paleolotik” devirlere kadar inilmiş.
Bölge M.Ö. 73 – 72 yıllarında Roma İmparatorluğunun eline geçmiş.
Paflagonya bölgesini Roma idaresi altında teşkilatlanmasını sağlamak için atanan Pompeus M.Ö. 64 yılında bu günkü Taşköprü İlçesinin kuzeyinde buluna yeni şehri inşaa etmiş.
İsmine izafeten şehre “Pompeipolis” adı verilmiş; Eyalet merkezi yapılmış. M.S 1213 yılında Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat’ ın Umerasından Hüsamettin Çoban’ın Kastamonu ve çevresini zaptetmesi ile Şehir Türk hakimiyetine girmiş. Osmanlı döneminde gelişimini sürdürmüş ve kadılık olarak idare edilmiş.
Adını aldığı Gökırmak üzerinde kurulu “Taşköprü” 1366 yılında Celaleddin Beyazıt adına yaptırılmış.
İsmini Gökırmak nehrinin üzerine 1366 yılında yapılan köprüden alan Taşköprü, Kastamonu iline bağlı.
1868 yılında ilçe ve 1869 yılında Belediye Teşkilatı kurulur.
İlçenin tarihi çok eski...
Tarihe meraklı olanlar için araştırılması gereken bir ilçe yani.
Pompeiopolis kazı çalışmalarıyla bir dönemin tarihi gün yüzüne çıkarılmaya çalışılıyor.
İlçenin mimari yapısı çok güzel.
Bu güzellik aslında bir yangın afeti sonucu oluşmuş...
1927 yılında çıkan yangında hemen hemen tüm ilçe harap olmuş ve küllerinden yeni bir ilçe doğmuş.
Sanki bir vantilatör, tüm sokaklara serin hava üflüyor.
Mimari yapıdan gelen bir özellik bu.
İNSANLIĞI KÖYLÜDEN ÖĞRENMEK
Garnınız açmııı...
Yeni kentleşme bölgelerinde bu özelliğe pek dikkat edilmese de.
Bir cümle, içten söylenen...
Davetkar...İnsanca...Bir o kadar bozulmamış...
Köyde, mahallede, yolda, tarlada, şehirde.
İçten bir selama verilen, içten bir davet...
“garnınız açmııı...yemeg yiyelimmm...”
Bu cümleleri duyduğumda, yaşamı düşünürüm.
Yaşadığım şehirleri.
Şehirlerin, değirmen gibi insanı ve insanlığını öğütmesini.
Demir kalıplara sokulan tek tip insan yaratmasını...
İnsanlığın sevgisini yok edişini...
Büyük şehirler dışında insanımızın içinde hep bir sevginin olduğunu gördüm.
Tertemiz duygularla, misafirperverliğini, lokmasını ve yatağını paylaşmasını...
“garnınız açmııı...yemeg yiyelimmm...”
Bu şive ile sesleniş, Kastamonu insanının.
İçten, bir o kadar davetkar.
Bu cümleyi söylerken, gözlerine bakıyorum insanların.
Gözler içimizin yansıması.
İçten geldiği belli, gözler pırıl pırıl, lokmasına bizimle bölüşmeye hazır.
Çok yer gezdim.
Doğu, batı, güney, kuzey.
Büyük şehirlerden uzaklaştığımda bu yakınlığı hep yaşadım.
Bizim insanımız bu dedim. Böyleydik.
Peki sonra ne oldu?
Büyük şehirler niye bizi insanlığımızdan çıkardı?
Niye yok etti bizi?
Niye birey yaptı niye bencileştik.?
Badembekdemir Köyü, Alıççık Mahallesinde bir çeşme.
Dağlardan gelen soğuk su.
Geçerken sesleniyorlar “garnınız açmııı...yemeg yiyelimmm...”
Kadınlar ateşi yakmışlar, saçın üstünden mis gibi kokular geliyor.
Eve davet ediyorlar. Köy evi içerisi serin.
Patatesli ekmek geliyor, yoğurt ve ayran ve de üzüm.
Paylaşım içinden ellerinden ne geliyorsa.
Seslaniyor dışarıya “çayı hazırlayın...”
Paylaşıyor ve sohbet başlıyor.
Sıcak bir o kadar samimi.
Çam ağaçlarından gelen esinti, yemyeşil çimlerle dans ediyor sanki.
Rengarenk çiçeklerde onlara ritim tutuyor.
Harika yerler...
Doğa kendi egemenliğini kurmuş.
Kurmuşta para denen olay nedense buralara kadar uzanmış.
O güzelim köy evleri o doğanın içindeki güzelliğe beton hakim olmak istemiş.
Gözü yoran ve bir o kadar çirkin yapılaşma.
Kim bunlar diye soruyorum. “İstanbul’dan...Ankara’dan...Alamanya’dan...”
Yine bir büyük şehirli katliamı.
Para katliama ön ayak olmuş.
Bu güzelliğe kıymayın beyler.
Yarın torunlarınıza bırakacak bir yeşillik bile bırakamayacaksınız!!!!
Zaten beton kokan büyük şehirlerde yaşam bu değil mi?
Bu değil mi sizleri oralardan kaçıran...
O zaman niye o çirkinliği buralara taşıyorsun.
Anlamak mümkün değil...
Sohbet koyulaşıyor, anlatımlar samimi.
Köylü insanı net konuşur, samimidir ve bir o kadar içten.
“misafirimizsiniz...”
“burada kalın, istediğiniz kadar...”
Nasıl içten bir cümle...
Nasıl davetkar ve nasıl insanca...
İnsanlık adına öğreneceğimiz çok şey var, çoookkk...
Hani Mustafa Kemal’in “milletin efendisi köylüdür” den...
VE SARIMSAK FESTİVALİ
İlçe süslenmiş, ağaçlar, yollar...
Ve...
Taşköprü, gelin gibi.
Alımlı, bakımlı ve bilgili.
Festival programı oldukça yoğun ve aksama olmuyor.
Resmi törenler, açılışlar, protokoller...pek benim sevmediğim görüntüler.
Sıkıntıya ve resmiyete gelemiyorum...
Değişik ülkelerin halk oyunları.
İzlendiğinde her birinde ortak özelliklerin çokluğu dikkatimi çekiyor.
Halklar birbirine yakın, birbirlerinden çok şeyler almış ve vermişler.
Müzik benziyor...
Müzik aletleri benziyor...
Giysiler benziyor...
İnsanlık benziyor kısaca...
İnsanlar akın akın sokaklarda, festival için.
Köylerden gelenler, başka yöreden gelenler...
Akşam festival alanında müzik dinletisi var.
TRT tam kadro hazır ve nazır.
İsmini yeni duyduğum sanatçılar sahne alıyor.
Diğer akşamlar; Ferhat Göçer ve Kenan Doğulu, Taşköprü halkı ile buluşuyor.
Gündüzde yoğun bir tempo var.
Sarımsak güzeli yarışması; genç kızlar beyaz gelinlikleriyle juri karşısında.
En iyi buzağı yetiştiricisi, en iyi yöresel yemek yapan.
At yarışları...
Anlatmakla bitirilemeyecek dolu dolu bir festival...
Ve...
Gece sessizliğe bürünüyor.
Bir festivalin ardından.
Gelecek yıla umutlar taşınarak...
Yazı : Kemal Elitaş
Fotograflar: Eylül Elitaş ve Kemal Elitaş
20 Ağustos 2009
|
Yorumlar