 YOLCULUK BAŞLIYOR
Yine uzun bir yolculuktu, yine kara olmayan ama karalara çalan tren yolculuğuydu.
Çocukluğumun trenleri değişmişti.
Kara tren, beyazlara boyanmış, süslenip püslenmişti.
Kars yolculuğumun treni, şimdi içinde olduğumdan çok farklıydı.
Vangölü Ekspresi. Evet bu hatta verilen isim buydu.
Vangölü ve ekspres, bu iki kelime bir araya geldiğine göre bir anlamı olmalıydı.
Vangölü; trenin Van’a kadar gideceğini çağrıştırıyordu insana.
Ekspres; belli duraklar dışında düzenli bir yolculuk yapılacağını.
Bakalım neler olacak...
Çuf çufffff...
Yollardayım...
Kars’a gittiğim trenle bunun arasında dağlar kadar fark var...
Aynen Doğu tarafına gittikçe deli deli akan Fırat nehrinin kendine yol bulmaya çalıştığı ulu dağlar gibi.
Aynen, batı ile doğu arasındaki fark gibi.
Aynen, siyah ile beyaz arasındaki fark gibi...
Yemek vagonu arıyor gözlerim.
Yok...
Kompartımanda mini buzdolabı arıyor gözlerim.
Yok...
Ve yoklar çoğalıyor.
Farklı iki tren yolculuğu, farklı iki demiryolu şirketi sanki...
Garların farklılığını gözlemlemekte mümkün.
Kısaca gözlemim şu; Ankara sonrası yükselen sıra dağlar gibi batı ile doğu arasındaki farklılığın sınırları...
Çuf çuff, yola devam ediyor. Bildiğim yerler ve tanıdık garlar.
Benim için önemli olan Sivas sonrası, yol ayrımı başlıyor.
Çetinkaya garından hattımız ayrılacak...

FARKLILIK GÖZLEMLENİYOR
Doğu’ya yaklaştıkça farklılık gözlemlemeye başlanıyor.
Yada ben gözlemleyebiliyorum.
Doğu’ya doğru her kilometre farklılığı gösteriyor. Farklı evet...
Yollar...evler...yerleşim...dağlar...ağaçlar...insanlar...
Fırat bile farklı akıyor...
Farklılıkları fotograflamaya çalışıyorum. Çekemediğim kareleri ise hafızama kaydediyorum.
Neden, niçin soruları var düşüncelerimde.
Benim köyüm neden daha farklı.
Köyümdeki öğrenci çocuklar neden daha farklı.
Burası da köy, buradakilerde öğrenci...
Çuf çuff yola devam ediyor, ben düşüncelere.
Düşüncelerim sorgulamalara...
Malatya garına kadar görünüm normal, her şey yolunda gibi.
Yola çıkmadan, bir görevli “Allaha emanet yolculuk” demişti. Bakalım kime emanetiz zaman gösterecek.
Ama ben kimseye emanet olmak istemiyorum.
Ben, bana emanetim...
Beyhan’a geldiğimizde bekliyor tren. Neden niçin bekliyoruz?.
Aldığım yanıt; “güvenlik gerekçesiyle...”
Saatler saatleri kovalıyor ve yeniden hareket ediyor çuf çuff...
Beyhan Belediyesi. Küçük bir yerleşim yeri. İzliyorum. Fotograf çekiyorum.

Deniz göründü...
Van denizi burası.
Son durak, Tatvan. Kırk dokuz saate yakın bir tren yolculuğu sonrası son durak.
Beni tanımayan ama tanıyanlardan daha sıcak insanlar karşılıyor beni.
Kırk yıllık bir dostluk gibi.
Hal hatır, çaylar ve yorgunluğun dinlenceye dönmesi için otel olayı tamam...
Tamam olmayan otel görevlisinin, ödemenin yapıldığını söylemesi.
Büyük kentlerin küçük ilişkilerini düşününce, küçük kentlerin büyük insanlarını görüyor insan.
Doğunun sıcak, sıcak olduğu kadar misafirperver yürekleri çıkıyor ortaya.
Yolculuğun devamı Van.
Bin sekiz yüz doksan altı kilometreye daha ilaveler yapmak gerekecek. Ve bu kez karayoluyla devam.
Yine dostlarla birlikteyiz...
Fotografın kardeşliğini, sevgisini bir kez daha yaşıyorum. Birbirini tanımayan insanlar, yıllardır tanıyormuş gibi sarılıp konuşmaya dalıveriyor. Bizi birleştiren fotograf. Çektiklerimiz bizim kişiliğimizi anlatıyor.
Dağlarda kar var. Ama insanlar sıcak. Hem de sımsıcak insanlar.
“bizleri haberlerden farklı tanıyorsunuz ama biz buyuz” diyorlar.
Haberler zaten beni ilgilendirmiyor yada beni yönlendiremiyor zaten. Ben sıcaklığı ve sevgiyi yüreğimde zaten taşıyorum.
O tanışan sevgi şimdi karşılıklı oluyor.
Bu sevgiyi...bu güzel insanları anlatmaya devam edeceğim...
 
Haber ve Fotograf: Kemal Elitaş
19 Nisan 2009
|
Yorumlar
Bekleyeceğiz ve keyifle okuyacağız.
Emeğinize sağlık..