|
Resim yapmaya nasıl başladın, istersen önce bundan başlayalım. Çocukluğumdan beri istediğim ve fırsat buldukça uğraştığım, yapmak istediğim resim. Ondan sonra zaman içinde başka bir meslek adına, tekstil tasarımcısıyım ben. Ona da başlamam belki...hani biraz çizmekten o istekle başladı ve bir şekilde işe döndü...17-18 sene tekstil tasarımcısı olarak çalıştım. Ağırlıklı olarak çocuk tasarımcısı olarak model ürettim. Sonra süreklilikten uzaklaşıp, daha serbest çalışmaya başladığım ve hep yapmak istediğim, içimde kalan resme başladım. Resme daha fazla zaman ayırıp o günden bu güne devam eden ve artık tekstil bitti, artık resim oldu hayatımda. Niye yapıyorum...niye böyle yapıyorum onu bilmiyorum ama beni hikayeler çok ilgilendiriyor. Özellikle kadınların hikayeleri. Çocukların hikayeleri.
Resimlerime bakanlarında kendi hikayelerini oluştursun istiyorum. Onun için belki isim koymam resimlerime. Çünkü bakan insan kendi hikayesini oluştursun. Kendi istediği ismi koysun. İnsan çok ilgilendiriyor beni. Onun için doğa resmi yapmayı yada başka bir türe hiç ilgi duymadım. Onun için insana olan merakımdan derdimden, ilgiden her halde.

Kadınların ve çocukların gözleri niye büyük. Dediğim gibi onlar hayatı gören gözler. Belki koşullar gereği çok farkında olduklarını dile getiremeyenler ama gören gözler onlar. Göz hiçbir şeyi saklayamazsınız. Susarsınız, söylemezsiniz bir takım şeyleri ama gözlerinizden hiçbir şeyi saklayamazsınız. Onun için gözler çok etkiliyor herhalde. Bazı resimlerimde kuşlar var, onların içindeki özgürlük duygusunu umutlarını falan simgeliyor. Kız çocukları...ilerde büyüyüp kadın olduklarındaki hayatları...hikayeleri...bunlar çok etkiliyor beni... Bu ülkede kız çocuğu olmak, insan olmak ama kadın olmak dolaysıyla kız çocuğu olmak belki çok zor. Küçüklükten itibaren zaten şöyle bir şeyde var; yani sizin bir derdiniz yoksa yada hayatta bir kaygısı bir derdi olmayan insanların resim yapan insan içinde bu böyle. Eğer bir şeyleri dert etmiyorsanız kendinize bir şeylerden etkilenmiyorsanız zaten üretmenize de imkan yok.

Üretmek için, bir şeylerin sizin içinizi acıtması gerekiyor. Resimdekilerde öyle insanlar. Hani bazen okuduğum bir haber, okuduğum bir kitap yada kendi gözlemlerim ve özellikle çocuklarım mücadeleleri hele ki kırsaldan gelip büyük şehirlere geldiklerinde, belki anne babalarından çok onların mücadeleye katılmaları çok etkiliyor beni. O sokaklarda selpak satan çocuklardan tutunda araba camı silmeye çalışan kız çocuklarından yada erkek çocuklarından onların yaşantıları çok ilgilendiriyor beni. Çok etkileniyorum. Onlar adına kaygı duyuyorum. Hayatla ilgili, ülkeyle ilgili işte bu çocuklarla ilgili ve gelecekle ilgili kaygıları taşımaktan oluyor.

Hiç gecekondu bölgeleri gidiyor musun. Gitmeye çalışıyorum bir şekilde gözlemeye çalışıyorum. Güneydoğu gezisi yaptım, orası inanılmaz etkiledi beni. Ben hayatımda bu kadar çok çocuk görmedim. Buralarda sokaklarda kediler falan görüyorsun, orada çocuk var. Her taşın altından beş altı tane çocuk fırlıyor, inanılmaz. Beni şeyde çok etkiledi, onların böyle umutları var, aslında gülüyorlar ve o kadar zor koşullarda . Acaba dedim ben bu çocuklarımı yapıyorum. Onlara çocuk değil aslında. Yani küçücükten büyümüş çocuklar. Çünkü farkında çocuklar. Hani burada çocuklar MC donaldS gezen, annelerinin balonlarla doğum günü yaptığı çocuklar değil. Onlar büyük çocuklar. Hayatın farkındalar, bütün zorlukların farkındalar ama buna rağmen gülebilen çocuklar. Çok etkilendim ve dedim ki evet ben bu çocuklarla uğraşıyorum. Bilinç altımda olan. Her halde bu çalışmam böyle devam edecek. Çünkü benim için bitmedi ve bitmeyecek.
Sergini gezdiğimde dikkatimi çeken hiç doğa resim yok. Niye. Doğa resmi yapmayı sevmemde, yapmamda, çünkü en başarılı resmim bile o gerçeğin önüne geçemeyeceğini düşünüyorum. Doğa o kadar güzel ve muhteşem ve kusursuz ki ne kadar büyük resim yaparsanız yapın ne kadar iyi ressam olursanız olun, onu ondan daha güzel ifade edemezsiniz. Beni insan ilgilendiriyor. Fotografta da ben insan çalışmasını çok severim. Bu kaçıncı sergin Üçüncü sergimi açtım.

Bundan sonra bir projen var mı, yeni bir anlatım. Aslında bir değil birkaç proje var kafamda. Nasıl hayata geçireceğim bilmiyorum ama bu hikayeleri daha özel hale getirip İstanbul’un çocuklarını yapmak istiyorum. Ama az önce söylediğim o çocuklar değil. Biraz daha belirgin, biraz daha İstanbul fonu önünde, belki öncelikle bunu hayata geçiririm. Ama yinede hikayelerim devam edecek. Bunun yanı sıra çingeneleri çok seviyorum. Belki bir gün bir sergimde Çingeneler çok seviyorum, belki bir gün bir sergimde Çingeneler olacak. (843) Onların mutluluğu akşama kadar o ayazın altında o çiçeklerin önünde oturup ta hayata bu kadar bağlı olmalarına. Televizyonda kahkaha atarak; “kocam hapiste, oğlum öldü, şu oldu bu böyle...” tüm bunları gülerek anlatıyor. Çok özel bir ırk Çingeneler... Bir gün vaktim olursa incelemekte isterim. Nerden geliyorlar. Bir sergimde Çingeneler olabilir. Gerçekten çok seviyorum ve ilgimi çekiyor. Yurtdışına gittiğimde de Çingeneleri gördüğümde ilgimi çekiyor. Paris’in bir caddesindeki Çingenede ayni. Sanki diyorum ki bu Çingene taksimden gelmiş buraya, ayni özellikleri taşıyor. Dünyanın her yanında o tanıdık Çingeneyi görmek mümkün. Bu İstanbul’un Çingenesi, bu Paris’in Çingenesi gibi bir ayırım yapmıyorsun. Dünyanın her yanında ayni özellikleri taşıyorlar. O karakteristik özellikleri hep ayni. İşte onların arasında yaşayarak, onları anlayarak, Çingene hikayesini resmetmek istiyorum.
Resim çizmeye başladığında bir konu çerçevesinde bir çalışmamı yapıyorsun. Yani ben önce konumu ve projemi oluşturur sonra fotograf çekerim. Sen nasıl yapıyorsun. Az önce söylediklerim birer proje. Yani önceden proje olarak kafamda şekillendiriyorum. Yani resim yaparken işte ben 20-30 tane yaptım oldu, şimdi bir galerinin kapısına dayanıp sergileyip düşüncem yok açıkçası. Ben resim yapmak için yapıyorum ve böyle bir sergi olursa ne ala. Bu sergimde de bütününe baktığında benzer hikayeleri görürsünüz. Ben bir konu çerçevesinde yapıyorum bunları. Belki adını koymadan başlıyorum ama bütününe baktığında bu kadının bir derdi var, bu hayatla sorunu var diye anlayabilirsiniz ve yan yana geldiğinde bütünü tamamlayan bir hikaye ortaya çıkıyor diye düşünüyorum. Ama izleyene de ayni duygu verebiliyor mu bilmiyorum.
Resim yapmaya başladığında ne hissediyorsun. Dünyayı unutuyorum... Zamanı unutuyorum... Diyorum ki; keşke ben bir yere kapansam...her şeyle ilişkimi kessem...girsem buraya...belki bir kaçış... belki bir sığınak...ama beni hayatta en mutlu eden şey diyebilirim... Zaman zaman çok teşekkür ederim diyorum bunu yapabildiğim için.

Aslında sizler ve bizler ayni düşünüyoruz demek ki. Evet, ben bir röportajda dinlemiştim, kim şu an için hatırlamıyorum ama katılıyorum. Demişti ki; “bir resim fotograf benzerse değersiz olur, bir fotograf resme benzerse değerli olur”. Aslında çok doğru bir şey...yani kartpostal resmi gibi fotograf ama içinde hiçbir duygu yok...ama birinde de öyle bir kompozisyon...öyle bir kadraj tadı var ki...ona bakıp dalıyorsun karşısında... Öbür türlü kartpostal resmi oluyor. Güzel bir gün batımı...belki çok teknik fotograf teknikleri kullanılmış...kusursuz bir fotograf...ama baktığında hiçbir şey ifade etmiyor...

Benim için resimde öyle. Bütün plastik değerleri taşıyordur...sıcak soğuk dengeleri kusursuzdur...altın nokta kurallarını kusursuzdur...ama o resme baktığında hiçbir şey hissetmiyorsan benim için hiçbir anlamı yoktur. Ben önce duygularımla bakıyorum resme ve fotografa. Kompozisyon ve teknik zaten kendiliğinden oluşuyor. Matematiksel hesap yapmadan.

Resimlerinde kediler var. Bir anlamı olmalı. Kedilerim vardır benim resimlerimde. Kedileri bazen insan olarak koyuyorum resimlerime. Kedilerin karakterinde bazı insanları yerleştiriyorum. Kediyi ben çok ilginç buluyorum. Ben uzun yıllar köpek bakan biri olarak, köpeğin çok saf, ne yaparsan yap kuyruğunu sallar. Beş dakika dışarı çıkarırsın aylarca görmemiştir sevinir. Öyle bir koşulsuz bağımlılığı vardır. Kedi öyle değil ama. Kedi çok karakterli. Kedi kimi sevip kimi sevmeyeceğini seçen bir hayvan. Kime kendini okşatacağını kime okşatmayacağını bilen bir hayvan ve tepkileri olan, kendi kurallarını koyan bir hayvan. Ayrıca her kedinin kendi karakteri var. İşte kediyi bu nedenle insanla özdeşleştiriyorum resimlerimde. İnsan olarak ifade etmediğim birini işte o kedi anlatıyor resimlerimde.

Haber & Foto :Kemal ELİTAŞ
|