“ÇOCUKLUK ZATEN BİR SANATTIR”
Fatih Surmaz tarafından yazıldı   
Bölümler - FOTO Söyleşi

Emeklilik ikramiyesiyle çocukluk hayalini gerçekleştirerek kendisine bir resim atölyesi kuran, hatta daha çok sanat havası soluyabilmek için İstanbul’a taşınan emekli ilkokul öğretmeni Muhip Sueltürk, “Ben resmi bizim köydeki badanacı Naci’den öğrenmiştim” diyor.

- Muhip Sueltürk’ü tanıyarak başlıyalım..

Muhip Sueltürk:
Çok şanslı bir çocukluk yaşamış olmamdan başlayabilirim söze. Sivas Suşehri’nde büyüdüm. Orada sanat adına çok şey vardı. Çocukluk zaten bir sanattır. Yazar, çizer, sanatçı şöyle bir geriye çekilir. Çocukluğuna gider ve önünü boşaltır. Çocukluğun saf gözüyle doğada bir bakış yakalar. Sanatçılık budur aslında. Yani ileriye göndermesi olan bir kişinin çocukluğuna sırtını vermesi gerekiyor. Şanslı olmam kasabada yaşamış olmamdandır. Sular borulara girmemiştir, çeşmededir. Ağaçlarımız harikaydı. Sinemalarımız bambaşkaydı. Kendimize ait bir sinemamız vardı mahallemizde. Komşuluk, dayanışma… O sokak dediğimiz zemin zaten elimizdeydi. Bakkalımızla, manavımızla, bağımızla bahçemizle, börtü böceğimizle, kuşlarımızla iç içeydik. Düşünün şimdi, kentin, metropolün göbeğinde bir annenin çocuğunun elini bırakası gelmiyor. Ben başka mahallelerdeki çocukları tanıyordum. Kendi bahçemizde bizim kızılcıklarımız vardı, kendi bahçemizi bırakıp başka bahçelerdeki kızılcıklara dalardık. Yokluktan değil, paylaşmayı biliyorduk. Çocuklar o arkadaşlarla iş görmenin saadeti içindeydi. Kentte atölye yok ki… Sokağı elimizden aldılar. Komşuluk, dayanışma kalmadı artık. Gecekonduları yıkıyorlar. Bu ne gecekondusu deyip yok ediyorlar. Ama mavi orada, komşuluk orada, dayanışma var. İnsanlar birbirleriyle daha yakın. Börtü böcek oradadır. Oradaki aile çocuğunun elini bırakıyor. Ana kentin göbeğinde böyle bir şey yok. Burada neyi anlatıyorum? Bakmayı, görmeyi… Bu kanunları elde etme olanaklarımızı elimizden aldılar. Sonra çocuk büyüdüğünde geriye bakıyor, ‘ben neyim’ diye sorgulamaya başladığı an çok gecikmiş bir halde buluyor kendisini. Ben badanacıdan öğrendim ressam olmayı. Peşine takılır giderdim. Naci isminde bir badanacıydı. İnce, uzun bir adamdı. Onun peşine takılır kovalarını taşırdım. Ona yardım ederdim. O da cebinde beyaz leblebi taşırdı. Ve bizlere leblebi verirdi. O duvarda bir şeyler yapardı. Ben hiç deniz görmemiştim ve o zamanlar o beyaz halkalarda denizi hayal ederdim. O fırça izlerinde hayal ederdim. Boş kaldığında da fırçaları ben alırdım elime. Çizerdim ama bana ‘sen ressamsın’ demediler. Orası atölyeydi, orada yakalıyordum bir şeyleri… Ama artık atölye mantığı başladı. Akademik de olsa akademi altı da olsa atölye atölyedir.

“Çocukluğumda çok yalan söylerdim”

-  Kaç yaşınıza kadar Sivas’ta kaldınız. Eğitim hayatınız orada mı devam etti?

Muhip Sueltürk: İki üniversiteyi de orada okudum. Ben ilkokul öğretmeniydim. Şu anda emekliyim. Türkiye’de marangoz olmak isteyen adam mühendis oluyor. Biraz da anlatmak istediğim bu aslında. Doktor olacak adam bakıyorsunuz ressam oluyor. Ressam olacak adam başka bir şey oluyor. Çocukların kendileriyle buluşma zamanları, rehber olma zamanları yok edildi.

- Resim yapmayı ve sanatı birkaç cümle ile nasıl ifade edersiniz?

Muhip Sueltürk:
İçinizdeki hüznün de coşkunun da çelişkileriyle, estetik bir tavırla dışarıya atılmasıdır. Bunu yazar sözcüklerle atar. Ressam boyalarla atar. Sanat, olanı tekrar iade etmek gibidir.

- İlk resmi kaç yaşınızda yaptınız?

Muhip Sueltürk: Her çocuk gibi yaptığımız o çöp adam vardı.

- O ilk profesyonel olduğunuz dönemlerde, yapmış olduğunuz resimlerle ilgili olarak ailenizden veya çevrenizden olumlu ya da olumsuz eleştiriler aldınız mı?

Muhip Sueltürk: Bir defa ben çocukluğumda çok yalan söylerdim. Galiba o şuna bağlıydı; benim kendime ait çok öykülerim, hikayelerim vardı çocukluğumda. Olmayan şeyleri giydirir, kuşatır anlatırdım. Bu aslında hayal gücümün yoğunluğuydu. Ama bunu benim üstüme baskı olarak uyguladılar. Ben haftada iki kez sinemaya giderdim. Oradaki afişler değişirdi ama ben yine aynı filme giderdim. Çünkü bakmayı, görmeyi, ışığı, rengi seviyorum. Bunun için ne yapardım? Kümesten tavuk alır satardım ve parasıyla sinemaya giderdim. Etrafımdakilere aynı filme tekrar tekrar gittiğimi söyleyemediğimden ‘arkadaşımdaydım, şuradaydım, buradaydım’ derdim. Yalan söylüyorsun derlerdi. Sonra derdim ki, sinemadaydım. Baskı uygularlardı. Neden yalan söylüyorsun derlerdi. Badanacı Naci veya birileri bana rehber olsaydı her şey farklı olabilirdi. Ben köylerde neler gördüm. Mesela ben öğretmenlik yapıyorken, bir öğrencimin dağlarda çobanlık yaptığını gördüm. Bir gün peşinden gittim ve taş yosunlarıyla kayalara resimler yaptığını gördüm. Bu müthiş bir yetenekti ve onun farkında olmasını sağladım.

“Kıskanmayan, eleştirmeyen sanatçı değildir”

- Resimlerinizde en çok hangi konuları işliyorsunuz?


Muhip Sueltürk: Sanatın içerdeki tepinmesi, odacıkları başkadır. Diyelim ki ben sinematografik görselliği seçiyorum. Ne yapıyorum? Renkleri tuvalin içinde tutuyorum. Bir çoğu da tuvalin dışına taşıyor. Tuvalin dışında resmi görüyor, oradaki hayal gücünü yakalayabildiklerini tuvale koyuyor. O büyük bir perdedir. Kimisi mimari çalışıyor. Kimisi peyzaj bakar. Ben bütüne bakmayı tercih ediyorum. Herhalde üç, dört yıl içerisinde ‘ben buyum, benim tablolarım budur’ diyebileceğim.

- Hayata olan bakış açınız nedir? Sizin için ne ifade ediyor?

Muhip Sueltürk:
Hayata resimle bakıyorum. Yine aynı o çocukluğumdaki yalanlarla bakıyorum. Hayata olduğu gibi bakarım ve bir şeyler katarım.

- Dünyaca ünlü ressamlar vardır. Bu ressamların tablolarını gördüğünüzde neler düşünüyorsunuz? Yani hayır bu böyle çizilmemeliydi gibi düşünüyor musunuz?

Muhip Sueltürk: Sanatçıysan mutlaka eleştirirsin. Kıskanırsın da… Ben olsaydım şöyle yapardım dersin de. Ama bu sadece orada kalır. Çünkü zaten kıskanmayan, o tabloda bir şeyler bulamayan veya onu eleştiremeyen kişi sanatçı değildir. ‘Aaa! mükemmel her şey bitmiş’ diyen bir kişi resmi bitirmiş zaten artık. Daha resim yapmasın. Çünkü bu ‘bundan daha iyisini göremem de yapamam da’ demektir. Sanatçı her zaman eleştirmeli.

- Tablolarınızda hiç başka eserlerden alıntı yapıyor musunuz? Ya da şöyle, bir tablo görürsünüz ve istemeden bilinçaltınıza yerleşmiştir. Ve bir bakmışsınızdır ki sizin ortaya çıkardığınız eserle nerdeyse aynı…

Muhip Sueltürk: Olur. Niye? Çünkü ondan da esinlenirsin, bir yaprağın düşüşünden de… Oradaki renkten, ışıktan, kavundan, karpuzdan vs. mutlaka bir şeylerden esinlenirsin.

“Badanacı Naci’nin bana söylemediklerini onlara söylüyorum”

- Çocukluğunuzdan bugüne, yapmış olduğunuz eserlerle ilgili aile ve çevreden gereken ilgiyi, desteği gördünüz mü?

Muhip Sueltürk: Örneğin atölye kiralarımı ödeyemedim. Ev sahibi geldiği zaman, hıncımı tuvallerden aldım. Atölyemi emeklilik ikramiyemle kurdum. Sanatla olmak için, üretmek için… Kahrettiğim de oluyor tabi ama geçici. Ağlıyorsun, küsüyorsun, sırtını dönüyorsun ama geçici. Sevdiğin bir şeye ne kadar sırtını dönebilirsin ki? Daha sonra kaçamak bir bakış attığı zaman hemen barışıyorsun.

- Burası bir atölye. Peki buraya aynı zamanda öğrenciler için kurs yeri diyebilir miyiz?

Muhip Sueltürk:
Ben kurs mantığına, müfredat mantığına pek sıcak bakmadım. Atölye olarak baktım. Sokak olarak baktım. Gelen çocukların, akademiye hazırlananların ve ressam olmak isteyen öğrencilerin farkındalıklarını arttırmaya çalışıyorum. Badanacı Naci’nin bana söylemediklerini ben buradakilere söylüyorum.

- Buraya en çok üniversite öğrencileri mi geliyor?

Muhip Sueltürk
: Evet, üniversite öğrencileri geliyor.



- Peki en çok hangi bölüm öğrencileri var veya idealleri nedir?


Muhip Sueltürk: En çok iç mimarlık istiyorlar. Tasarım üzerine okumak istiyorlar. Boğulmuş bu çocuklar. Sürekli stres ve panik halindeler. Güzel Sanatlar’da okuyan bir öğrenciye yükleniyorlar. Dershaneye gönderiyorlar, sayısal bölüm okumaları için baskı uyguluyorlar. O çocuk mutlu olamaz. Ülkede istihdam sahibi olamaz. Ama sevdiği bir bölümde ne yapar? Aşamalarını geçer, yükseltir ve başarılı olur.

- Zorlayıcı insanlar geliyor mu buraya? Mesela resme kabiliyeti yok ama zorla ressam olacağım diyen gibi…

Muhip Sueltürk:
Evet, geliyor tabi ki. Sanatçıyı koruyabilirsin. Evde çok iyi tablo yapıyor olabilirsin. Ama kimseye olmaz diyemiyorum, diyemem. İnsan ilişkilerinde bunu yapamam. Kimseye ‘senden ressam olmaz’ diyemem.

Röportaj ve fotoğraflar: Fatih Surmaz

 

Fatih Surmaz TARAFINDAN YAZILDI Cumartesi, 01 Kasım 2008.

YORUM EKLEMEYE YETKİNİZ YOK.
LÜTFEN YORUM EKLEMEK İÇİN ÜYE OLUNUZ

Your are currently browsing this site with Internet Explorer 6 (IE6).

Your current web browser must be updated to version 7 of Internet Explorer (IE7) to take advantage of all of template's capabilities.

Why should I upgrade to Internet Explorer 7? Microsoft has redesigned Internet Explorer from the ground up, with better security, new capabilities, and a whole new interface. Many changes resulted from the feedback of millions of users who tested prerelease versions of the new browser. The most compelling reason to upgrade is the improved security. The Internet of today is not the Internet of five years ago. There are dangers that simply didn't exist back in 2001, when Internet Explorer 6 was released to the world. Internet Explorer 7 makes surfing the web fundamentally safer by offering greater protection against viruses, spyware, and other online risks.

Get free downloads for Internet Explorer 7, including recommended updates as they become available. To download Internet Explorer 7 in the language of your choice, please visit the Internet Explorer 7 worldwide page.